Filler hastalarına bakar, ölülerini gömer, saygı duruşunda bulunur ve mezarları ziyaret ederler. Filler ölü insanları da gömer.
Resim yapan bir fil, o günkü resmindeki baskın renkleri bakıcılarının kıyafetlerinden seçer.
Yavru filler anıra böğüre ağlayabilir.
Bir fil kilidini kelepçesini…
Çıplaklıktan korkuyorum. Şeffaflıktan, içimi görmenizden. Size ne zaman güvenebileceğim?
Hiç mi? Cebinde hiçler biriktiren çoklarını tanıyorum.
Bazen gitmem gerektiğinde çok sevdiklerim beni özlemesin diye ilk önce onlardan uzaklaşırım. Ama hep kolay olmaz. Bazıları kardeşin gibi olmuştur çünkü, binlerce kilometre utanır küçülür çok uzaklaşamazsın en uzağa da gitsen.
Zaten böyle şeyleri söyleyemem, ama bilirim.
-Değerini çok iyi biliyorum, içimden.
Merhaba.
Burada sıkıldım artık deyince, “Ne sıkılması kızım, otur magic mushroomunu ye.” diyen arkadaşım var.
Merhaba.
Sana yazdığım mektubu içine deniz kabuğu sakladığım için sana göndermeyen hükümet kurallarına kızgınım.. Oturup binlerce kez yeniden yazmayı denedim ama olmadı. O duyguları, o anı tekrar yakalayamıyorum. Okuldan eve geldiğimdeyse posta kutuma baktığımda benim adresime tekrar yollanmadığını görüyorum, canım acıyor. Artık posta kutularını sevmiyorum.
Oysa ne kadar da eminim, o mektubu okusaydın beni çok sevecektin. Uzaklara gitmekten vazgeçecektin. Sonra benimle beş kuruşsuz, bir kasabaya taşınacaktın. Senin için yazdığım her yazı kırıntısını okumak isteyecektin. Beni tanıdıkça beni sevmek için sebepler bulacaktın. Bulmasan da yaratacaktın, tıpkı benim gibi. Sen de benim gibi boyun kokusu özleyecektin. Bir yavru köpek alıp büyütecektik, sen artık köpeklerden korkmayacaktın. Sen de her gün benimle beraber tavşan görebilmek için yolunu uzatsa da başka sokaktan yürüyecektin. Sonra ne bileyim, o sokakta oyun oynayan çocukları benimle beraber izleyecektin. Evimize döndüğümüzde benim karnıma kafanı yaslayıp “Hani benim küçüğüm? O ne zaman bizim bahçemizde oynayacak?” diyecektin. Bileklerimize birbirimizin adını yazacaktık. Sonra bir gün eski bir kırmızı kamyonete atlayıp bir göl kenarına gidecektik ve arkasında üzerimize battaniye alıp yıldızların altında sevişecektik. Bak bunu yazmıştım mektubumda, hatırlıyorum. “Kırmızı eski bir kamyonete atlayıp göl kenarına gitmek istiyorum, yıldızların altında sana sarılmak istiyorum.” yazmıştım. Daha bir sürü şey yazmıştım. Gittiğim tüm güzel yerlere seninle bir daha sonra bir daha gitmek istediğimi, o deniz kabuğundan daha bir sürü bulmak istediğimi seninle, seninle yaşamak istediğimi.. Artık uyanınca seni hep yanımda görmek istediğimi.. Kokunsuz uyumanın artık nefes almamı bile zorlaştırdığını..
Ama sen bunları okuyamadın. Çünkü deniz kabuğu.. Gitmeye karar verdin. Değiştin.. Çünkü deniz kabuğu.. Ben sevdiğim adamı artık tanıyamıyorum. Çünkü deniz kabuğu.. Ben artık yeniden Radiohead dinliyorum. Çünkü deniz kabuğu..
Bu fotoğraf benim için çok şey ifade ediyor. Ve bunu anlatabilmek için, gözlerine bakmam gerekecek.

Merhaba, benim adım Emel. Yeşil balonları ve filleri çok severim. Tek isteğim artık hayatın şarkısını dinlemek değil, söyleyebilmek..
Kendi kaderimi yazabilmek, kendi hayatımı yaşayabilmek.. Doğrusuyla yanlışıyla. Rüzgarın yüzüme çarpmasına, saçlarımı darmadağın yapmasına izin verebilmek..
Ama bunu sevdiğin biriyle yapamıyorsan bir yanın hep eksik kalmaz mı?
2 aydır oradan oraya yolculuk yapan ve yapmaya devam eden biri olarak, Den Haag’da bir hostelin salonunda kahvaltımı yaparken duvarda “Love travel, but don’t make road your home.” yazısını görmem bana bir işaret sanırım.
P.S. Bu Avrupa’nın medeniyet dediği şey, yolda çöp yerine köpek boku olmasıdır arkadaşım.

İnsanları tepkisizleştiren cinsel şiddetle ilgili önyargılara tecavüz miti deniliyor. Eğitimlisinden tutun cahiline kadar pek çok insanın bilinçaltında yer alan ve tecavüzü meşrulaştıran yanılgıların en bilinenleri şunlar:
- Cinsel şiddeti asıl tahrik eden kadınlardır.
- Hiçbir kadın kendi isteği dışında tecavüze uğramaz.
- Kadınlar gizliden gizleye kendilerine tecavüz edilmesini ister.
- Tecavüz biyolojik bir zorunluluktur.
Fotoğraf ise bir slutwalk’tan alıntı. Slutwalk, ilki 2011 yılının başında Toronto’da, yaz aylarına gelindiğinde ise Amerika ve Avrupa’daki pek çok kentte gerçekleştirilmiş bir eylemdir. Yukarıda da saydığım en temel tecavüz mitlerinden birisi olan “Kadının giyimi üzerinden tacize davet” mesajını yıkmayı amaçlıyor.
Çeşitli slutwalk’lardan sloganlar ve daha fazlası:
- Don’t tell us how to dress, tell men not to rape.
- I’m a bitch if i say no, but i’m a slut if you rape me anyway.
- Yes means yes and no means no.